TÜRKÇE ENGLISH

Kurucumuzdan Mektuplar

Hayatımın 25 yılını, turizm sektöründe, güzel ve yalnız (!) ülkemi, yabancı turistlere tanıtarak geçirdim. İnanılmaz bir zevk alarak yaptığım bu işte, Türkiye ve Türk halkı hakkında hiçbir şey bilmeyen, az bilen ya da yanlış bilgilere sahip binlerce insana, yaptıkları tur boyunca, saatlerce, günlerce, tarih, sanat tarihi, arkeoloji, mitolojinin yanında, ekonomisinden sosyal yaşamına, politikasından sanat hayatına, ülkemi en kapsamlı ve elbette, en güzel şekilde anlatmaya çalıştım…
Onlara, Afrodisias’ta, Efes’te, Aspendos’ta, antik tiyatroların inanılmaz akustiğinde Jacques Brel’den, George Brassens’ten, Serge Reggiani’den şarkılar söyledim, gün batımında, bir Ege sahilinde, Kapadokya’nın muhteşem manzarasında, İstanbul boğaz turunda, Orhan Veli’den, Nazım Hikmet’ten şiirler okudum, otellerde küçük piyano konserleri verdim…
Şunu rahatlıkla söyleyebilirim ki, ülkemiz ve halkımız konusunda en kötü önyargılarla tura başlayan turistler dahil olmak üzere, gruplarımdaki tüm insanlar, Türkiye’den, gözyaşları ile, birer Türkiye aşığı olarak ayrıldılar…
***
Gün geldi, otellerden, seyahatlerden bıktığımı, eşimden, çocuğumdan uzak kalmaktan, artık kesin olarak usandığımı fark ettiğimde, içinde yine insan olan, yine hizmet olan bir sektöre merhaba diyerek, benim için vazgeçilmez bir tutku olan, dünyanın neresine gidersem gideyim mutlaka tattığım ve kendimi bir “gurme” olarak gördüğüm “pizza” sevgimden yola çıkarak, 5 yıl önce, uzun yıllar yaşadığım Ataköy’de, “ Pizza Raffaele “ yi kurmaya karar verdim…
Galatasaray Lisesini çok iyi bir derece ile bitirmiş, sonrasında üniversitede “işletme” eğitimi almıştım. Hizmet sektöründe, “gönül verdiğim” turizmde, 25 yıllık bir tecrübem vardı. “Pizza” çok iyi bildiğim bir üründü ve “Ataköy” uzun yıllar yaşadığım ve gerçek İtalyan pizzasına hasret olduğunu bildiğim bir bölgeydi. Tüm bu artılarıma rağmen, tanımadığım bu sektörde, doğal olarak, birçok zorlukla, sorunla karşılaştım. Ancak ülkenin en iyileri arasında yer alan şeflerimin yaptıkları enfes pizza ve salataların lezzetine güveniyordum. Müşterilerimiz ile daima samimi bir diyalog kurdum, onlarla her konuyu, her düşüncemi paylaştım, kısaca “ Raffaele” nin tamamı ile şeffaf bir işletme olmasına büyük özen gösterdim.
Ataköy, “ Raffaele “ pizza ve salatalarını çok sevdi… Yüzlerce, binlerce Ataköylü, gerek kendileri, gerek misafirleri için evlerine istedikleri enfes pizza ve salataların lezzeti karşısında çok şaşırdıklarını belirttiler, bize takdir ve tebrik telefonları açtılar. Bir süre sonra, kulaktan kulağa yayılan Raffaele’nin pizzalarını fırından çıktığı gibi yemek isteyenlerin yoğun talepleri sonucunda, sadece evlere servis yaptığımız küçük dükkanımızı bırakıp, Ataköy’de, şu andaki küçük, şirin restoranımızı açtık ve İstanbul’un dört köşesinden gelen pizzaseverleri ağırladık, ağırlıyoruz… Kısa bir süre önce Bahçeşehir’de açtığımız “ Raffaele “ de, o bölgede kulaktan kulağa hızla yayılıyor…
***
Yıllardır, gerek restoranımıza gelerek, gerek bana telefon ederek, başarımızın anahtarını ve bir pizza işletmesinde, bu kadar kapsamlı, bu kadar detaylı düşünmenin sırrını soran müşterilerimize, hep aynı cevabı verdim : “ 25 yıl boyunca turizm sektöründe olduğu gibi, Pizza Raffaele’de de günün her dakikasını, “ ben işimi, mesleğimi daha iyi nasıl yapabilirim, hangi artıları, farklılıkları getirebilirim? “ sorularının cevaplarını arayarak geçiriyor ve tüm detayları ile elimden gelenin en iyisini yapmaya çalışıyorum…
Bu cevapta eksik olan, çok önemli iki noktayı
“altını çizerek” belirtmek istiyorum:
Pizza Raffaele’nin, özellikle Ataköy ve Bahçeşehir gibi rekabetin çok yoğun olduğu bölgelerde dahi başarılı olmasının ana nedeni tabii ki, eşsiz lezzeti, yani o lezzeti üreten üstad şeflerimizin inanılmaz tecrübe ve becerileri… Ülkenin en iyileri arasında yer alan şeflerimize ve tüm çalışma arkadaşlarıma, sadece işlerine verdikleri önem, gösterdikleri özen için değil, düzgün karakterleri ve altın kalpleri için de binlerce kez teşekkür ediyorum.
Ve elbette, Pizza Raffaele’yi kurmaya karar verdiğim andan itibaren, gerek aylarca süren hazırlık aşamasında, logomuzdan mönümüze, personelimizden konseptimize, tüm detaylarda sağlam bir temel oluşturma devresinde, gerek bu 5 yıl süresince, karşılaştığımız tüm sorunlarda, verilen tüm kararlarda, çok büyük katkısı olan bir kişi var: Sevgili eşim…
Çok iyi bir anne ve eş olmanın yanında, kendi sektöründe de son derece başarılı bir iş kadını olan sevgili eşim… Sen destek olmasaydın, daima yanımda bulunmasaydın, Raffaele bugünlere gelemezdi… Bunun tamamı ile bilincinde olarak, sana çok teşekkür ediyorum, benim için çok ama çok değerlisin…
***
Pizza Raffaele, Türkiye’de bir ilki gerçekleştirdi ve sadece lüks İtalyan restoranlarında yenebilen, hamuru ve sosu, aynen anavatanındaki şekli ile, üstad şeflerimiz tarafından her gün hazırlanan, ideal sürelerde dinlendirilip, zamanı geldiğinde, en kaliteli malzemeler ile donatılarak “taş fırında pişirilen” tamamı ile el yapımı gerçek İtalyan pizzalarını, neredeyse endüstriyel Amerikan pizzaları fiyatına evlere servis yapan ilk işletme oldu.
Şu konunun altını, özellikle çizmek istiyorum: Açıldığımız ilk günden bu yana, gösterilen talep karşısında, hiçbir zaman şımarmadık, daha çok kazanalım diye, kullandığımız malzemelerin kalitesini ve miktarını değiştirmedik, fiyatlarımızı işletmemizin ayakta kalmasını sağlayacak düzeyin üstüne çıkarmadık. Raffaele’nin sevilen ve prestijli bir marka olarak büyümesi, bizim için her şeyden önemli…
Biz bir düş kurduk… Kısıtlı olanaklarımızla, herkesin “imkansız, dev rakiplerle baş edemezsiniz” dediği bir yola çıktık. Stresli, sıkıntılı, çok zor günlerimiz oldu. Fakat güçlü temelimiz, değişmez prensiplerimiz ve en zor dönemlerde dahi ödün vermediğimiz kalitemiz ile, sabırla, özenle, çok çalıştık ve bugünlere geldik.
Ve galiba düşümüz gerçekleşti…
Bize destek veren tüm müşterilerimize tekrar teşekkür ediyor, içinde bulunduğumuz tüm krizlerin bir an önce sona ermesini diliyor ve çocuklarımızın gelecekte, güzel, aydınlık günlerde yaşayabilmelerini umut ediyorum.
M. Tunca Tüzün

Home OnlineOrder