TÜRKÇE ENGLISH

Dünyanın En Güzel, En Zengin Ülkesi : Türkiye

 


Yurtdışı gezilerimde, yabancı ülkeleri gezerken daima şunu düşünüyorum: Dünyada herkes, yurdundaki tarihsel, kültürel değerleri en güzel şekilde korurken, “bire bin katarak” tanıtırken, dünyanın en büyük, en değerli ve en güzel “açık hava müzesi” olan Türkiye’miz, ne yazık ki, bu zenginliklerine hak ettikleri özeni göstermiyor, aksine, büyük bölümünün zamanla kaybolmasına, yok olmasına seyirci kalıyor. Gerçekten çok üzücü…
 

Bence bu konuda atılması gereken ilk adım; ülkemizin bu kültürel, tarihsel mirasının, zenginliğinin halk nezdinde karşılığını bulması için, bu konunun öneminin çok iyi anlatılarak, çok sağlam bir bilinç oluşturulması yolunda gerekenlerin yapılmasıdır. Sadece Türkiye için değil, tüm dünya uygarlığı ve insanlık için…
 

Türkiye’mizin dünyada, kültürel miras yönünden (bence) en değerli ülke olmasının ana nedeni, insanlığın varoluşundan bugüne, dünyanın en önemli geçiş bölgesi ve dolayısı ile tüm medeniyetlerin beşiği olması ve bu uygarlıkların bize bıraktıklarının çeşitliliği, zenginliğidir.
 

Daha somut bir ifade ile: Örneğin Yunanistan’a gidersiniz: Sadece antik Grek kültürü ile karşılaşır, sadece o uygarlığın antik şehirlerini gezersiniz. Mısır’a gidersiniz, sadece antik Mısır’ın piramitlerini, tapınaklarını vs. görürsünüz. Oysa güzel Türkiye’miz öyle mi?... Turizm yıllarımda, yaptığımız gezi programlarımızda, turun her günü, her sabah farklı bir uygarlığa uyanır, her gün farklı bir medeniyetin izlerini sürer, bize bıraktıklarını görürdük.
 

Örneğin haftalık bir Anadolu turumuzda, Ege Bölgesinde, Efes’te, Afrodisias’ta Roma uygarlığı ile başlayan gezimiz, ertesi gün Orta Anadolu’da, kervansarayları, camileri, medreseleri (ve elbette Mevlana’sı) ile Selçuklu medeniyeti ile sürüyor ve daha sonra Kapadokya’daki kaya kiliseleri ile Bizans dönemine ulaşıyordu. Gözbebeğimiz Türkiye Cumhuriyeti’nin doğduğu yer olan Ankara’da, yalnızca genç cumhuriyetimizin eserlerini değil, dünyanın en enteresan, en başarılı müzelerinden biri olarak kabul edilen Anadolu Medeniyetleri Müzesini de ziyaret ederek, başta Hititler olmak üzere, Frigya, Urartu gibi onlarca eski uygarlığa selam gönderiyorduk. Ve elbette İstanbul… Bu şehir için ne söylenebilir ki? Dünya tarihine damga vurmuş en büyük üç medeniyete, Roma, Bizans ve Osmanlı’ya başkentlik yapmış, bu “dünya” şehrindeki kültürel zenginliklerimizi gezmek için haftalar yetmez. Bursa’da Osmanlı imparatorluğunun kuruluş günlerine göz attıktan sonra, turumuzu Kuzey Ege’de, Helenistik dönemin en önemli kentlerinden Bergama ile sonlandırıyorduk.
 

Ülkemizde, dünyadaki birçok ülkeyi gezen, gören kişilerin bile, kendi ülkesinde, hatta kendi şehrinde, üstelik çok önemli, çok değerli birçok eseri ziyaret etmediğini, hatta varlığından bile haberinin olmadığını gözlemliyorum. Ve ben turizmden ayrılmama rağmen hala, kendimce, elimden geldiğince, çevreme, ulaşabildiğim herkese, ne kadar güzel, ne kadar “zengin” bir ülkede yaşadığımızı anlatmaya çalışıyorum.


Saygılarımla,
 

M. Tunca Tüzün

Home OnlineOrder